Petek Dinçöz Can Tanrıyar neden boşandı ?

Hayal

New member
Petek Dinçöz ve Can Tanrıyar neden boşandı? Ayrılığın perde arkası üzerine ayrıntılı bir forum analizi

Petek Dinçöz ve Can Tanrıyar neden boşandı? Asıl hikâye tek bir tartışmadan çok daha karmaşık

Bu konu yıllar geçmesine rağmen hâlâ insanın merakını çekiyor. Çünkü Petek Dinçöz ile Can Tanrıyar'ın ilişkisi, klasik anlamda “evlendiler, anlaşamadılar ve boşandılar” diye özetlenebilecek bir hikâye değildi. Yaklaşık 12 yıla yayılan bir ilişkinin içinde aşk, şöhret, kıskançlık, magazin baskısı, aile ilişkileri, iş hayatı ve kamuoyunun sürekli müdahil olduğu bir özel hayat vardı.

Üstelik burada önemli bir ayrıntı var: İkilinin hikâyesinde aslında iki ayrı ayrılık dönemi bulunuyor. 2008'de evlendiler, 2010'da boşandılar; daha sonra yeniden bir araya geldiler ancak 2012'de ilişkilerini tamamen bitirdiklerini açıkladılar. Yani “neden boşandılar?” sorusunun cevabını yalnızca 2010'daki mahkeme sürecine bakarak vermek eksik kalıyor.

Bence bu hikâyeyi ilginç yapan da tam olarak bu. Bir evliliğin bitişini tek bir olayla açıklamaya çalışmak çoğu zaman gerçeği basitleştiriyor.

İlişkinin geçmişi neden önemli?

Petek Dinçöz ile Can Tanrıyar'ın ilişkisi evlilikten çok önce başlamıştı. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre çiftin ilişkisi yaklaşık 12 yıl sürdü ve evlilikleri bunun yalnızca yaklaşık iki yıllık bölümünü oluşturdu.

2008'de Beyaz Show'da canlı yayında evlenmeleri, o dönem için son derece dikkat çekici bir olaydı. Özel hayatın televizyon ekranında bu kadar görünür olması, ilişkinin daha en başından itibaren sıradan bir birliktelikten farklı algılanmasına neden oldu. 2010'da ise Fatih 2. Aile Mahkemesi'nde anlaşmalı olarak boşandılar. Duruşmanın yaklaşık beş dakika sürmesi de magazin basınının büyük ilgisini çekti.

Burada benim dikkat çektiğim nokta şu: Uzun süre sevgili olan iki insanın evlendikten yalnızca yaklaşık iki yıl sonra boşanması, “evlilik ilişkilerini bozdu” şeklinde yorumlanabilir ama bunun kesin neden olduğunu söylemek mümkün değil. Hatta tam tersine, uzun süreli sevgililik döneminde ertelenen sorunların evlilikle birlikte daha görünür hale gelmiş olması da mümkün.

Evlilik, romantik ilişkinin üzerine ekonomik sorumluluk, ortak yaşam, aileler, çalışma düzeni ve kamuoyu baskısı gibi yeni katmanlar ekliyor. Hele iki taraf da kamuoyunun tanıdığı insanlarsa, ilişkinin kendisi bile bir anlamda sürekli izlenen bir “olaya” dönüşebiliyor.

2010'daki boşanmanın görünen nedeni neydi?

Burada en önemli kaynaklardan biri Petek Dinçöz'ün 2010 yılında yaptığı açıklamalar. Dinçöz, boşanmanın nedeninin eşinin ihanet etmesi olmadığını özellikle belirtmişti.

Dinçöz'ün kendi anlatımına göre olaylardan biri Can Tanrıyar'ın Antalya'ya gitmesiyle bağlantılıydı. Dinçöz, Tanrıyar'ın yanlış uçağa binerek Antalya'ya gitmesine çok sinirlendiğini, öfkeyle “eve gelme, seni mahkemeye vereceğim” dediğini ve Tanrıyar'ın da “ver” şeklinde karşılık verdiğini anlattı. Sonrasında Tanrıyar'ın beş gün eve gelmediğini, bunun üzerine boşanma kararının gerçekleştiğini söyledi. Hatta Dinçöz, ertesi gün eve dönseydi onu affedebileceğini ve başlangıçta gerçekten boşanmayı planlamadığını ifade etti.

Bu açıklama bana göre çok önemli çünkü olayın “bir gecede alınmış boşanma kararı” gibi görünmesine rağmen aslında arka planda birikmiş duygusal sorunların olabileceğini düşündürüyor.

Çünkü normal şartlarda yalnızca yanlış uçağa binmek bir evliliği bitirecek kadar büyük bir mesele değildir. Asıl mesele muhtemelen o olayın iki tarafın zaten gerilimli olan iletişiminde bir kırılma noktası haline gelmesiydi.

Başka bir ifadeyle Antalya meselesini neden, olayın kendisini ise tetikleyici olarak görmek daha mantıklı.

Peki ihanet veya aldatma iddiaları ne kadar etkiliydi?

İşte burada konu oldukça karışıyor.

Dönemin basınında ilişkinin sona ermesinde “aldatma kuşkusu” bulunduğuna ilişkin yorumlar da yapıldı. Milliyet'te yayımlanan bir değerlendirmede, Tanrıyar'ın anlattıklarından hareketle ilişkinin güven sorunları ve aldatma şüphesi ekseninde bozulduğu yorumu yapılmıştı.

Fakat “aldatma şüphesi vardı” demek ile “boşanmanın kesin nedeni aldatmaydı” demek aynı şey değil.

Üstelik yıllar içinde tarafların kendi anlatımları da birbirinden farklılaştı. Can Tanrıyar daha sonraki açıklamalarında ayrılığın arkasında bir takım oyunlar ve kendisine kurulmuş bir tuzak olduğunu düşündüğünü söyledi. Bir başka röportajında ise ilişkinin son döneminde birbirlerinden uzaklaştıklarını anlattı.

Bu nedenle bence burada en sağlıklı yaklaşım, doğrulanmamış iddiaları gerçekmiş gibi kabul etmemek. Kamuya açık röportajlardan kesin olarak çıkarabileceğimiz şey, ilişkide güven ve iletişim problemlerinin ciddi bir yer tuttuğu; fakat “şu kişi şunu yaptı ve evlilik bu yüzden bitti” şeklinde tek satırlık bir kesin neden ortaya koymanın mümkün olmadığıdır.

İlişkide iletişim problemi var mıydı?

Bence en güçlü ihtimal bu.

Boşanma sonrasında yapılan açıklamalara bakıldığında iki tarafın da birbirlerine karşı güçlü duygular taşımaya devam ettiği görülüyor. Tanrıyar, Dinçöz'e olan aşkının bitmediğini söylüyor; Dinçöz ise bazı açıklamalarında ilişkiyi tamamen reddetmek yerine arkadaş kalabileceklerini belirtiyordu.

Bu çok ilginç bir durum.

Çünkü insanlar bazen “sevgi varsa neden ayrıldılar?” diye soruyor. Oysa sevginin devam etmesi, birlikte yaşamanın sağlıklı olduğu anlamına gelmiyor.

Bir insanı sevmek başka, onunla güvenli ve huzurlu bir hayat kurabilmek başka bir şey.

Hatta bu hikâyede en çarpıcı noktalardan biri de bu olabilir. Tarafların birbirlerine karşı duyguları tamamen bitmeden ilişkiyi sürdüremeyeceklerini anlamış olmaları ihtimali oldukça yüksek.

Erkek ve kadın perspektifi açısından bakınca ne görüyoruz?

Burada “erkekler şöyledir, kadınlar böyledir” gibi kesin hükümler vermek yanlış olur. İnsanların ilişki davranışları cinsiyetten çok karakter, geçmiş deneyimler, güç dengeleri ve iletişim biçimleriyle şekilleniyor.

Ama tartışma açısından iki farklı yaklaşımı düşünmek faydalı olabilir.

Daha sonuç odaklı bir bakış açısına sahip bir kişi, “Sorun ne? Çözümü ne? Evliliği sürdürecek miyiz, bitirecek miyiz?” diye yaklaşabilir. Duygusal ve empati odaklı yaklaşan başka biri ise “Ben bu ilişkide nasıl hissediyorum? Bana değer veriliyor mu? Güvenebilir miyim? Çevremdeki insanlar bundan nasıl etkileniyor?” sorularına daha fazla ağırlık verebilir.

Bu farkın erkek-kadın ayrımına birebir karşılık geldiğini söylemek doğru değil. Aynı ilişkide bir kadın son derece stratejik davranabilir, bir erkek ise son derece empati merkezli olabilir.

Fakat Petek Dinçöz ile Can Tanrıyar'ın kamuoyuna yansıyan açıklamalarına baktığımızda, iki tarafın yaşananları farklı duygusal çerçevelerden değerlendirdiğini görmek mümkün.

Biri “ilişkiyi kurtarmak” ihtimalini öne çıkarırken, diğeri “artık dost kalabilmek” sınırını çiziyor. Bu bile başlı başına önemli bir iletişim farkı.

Boşanma sonrasında neden tekrar bir araya geldiler?

Bence hikâyenin en öğretici kısmı burası.

2010'daki boşanmadan sonra taraflar birbirleri hakkında sert açıklamalar yapmalarına rağmen yeniden görüşmeye başladılar. Hatta Temmuz 2010'da yeniden bir araya geldiklerini Can Tanrıyar duyurdu. Tanrıyar, uzun yılları tek bir kızgınlıkla silmenin doğru olmadığını düşündüğünü ve tekrar denemeye karar verdiklerini açıkladı.

Bu durum bize ilişkinin tamamen sevgisizlik nedeniyle bitmediğini düşündürüyor.

İnsanların yıllarca birlikte olduktan sonra birbirlerinden kopması kolay değil. Ortak anılar, alışkanlıklar, arkadaş çevresi, iş bağlantıları ve duygusal bağlar devam ediyor. Dolayısıyla boşanmak bazen ilişkinin duygusal olarak tamamen sona ermesi anlamına gelmeyebiliyor.

Ancak ikinci şansın verilmesi de eski problemlerin kendiliğinden çözüldüğü anlamına gelmiyor.

Nitekim bu deneme de uzun vadede başarılı olmadı.

2012'deki kesin ayrılık neden daha önemli?

2012'de çift ortak bir açıklamayla 12 yıllık ilişkilerini karşılıklı konuşarak bitirme kararı aldıklarını duyurdu.
 
Üst